08 Şubat 2010 Pazartesi

Super Bowl XLIV Şampiyonu New Orleans Saints

Az önce biten maçta New Orleans Saints finalde Indianapolis Colts'u 31-16 yenmeyi başardı. Savunmalardan çok hücumların mücadelesi oldu maç sanki. Colts'un yıldızı QB Peyton Manning maçın sonlarına doğru belki de maçın en önemli hatasını yaptı ve verdiği kötü pas sonucu interception ve arkasından touchdown geldi Saints adına. O anda Colts hücumdaydı ve fark sadece 7 sayıydı. Muhtemelen uzatmaya gidecekti maç. Bu arada interception geldiği anda Twitter çöktü. New Orleans'ın her takımını çok seviyorum. Atlattıkları faciadan sonra o şehir için çok önemli bu tarz olaylar. Tarihlerinde ilk kez çıktıkları finali kazanmaları da ayrıca bir hikayedir. Ayrıca normal sezonda son 3 maçını kaybedipte Super Bowlu kazanan ilk takım olmuşlar. Helal olsun.

07 Şubat 2010 Pazar

Fenerbahçe-Diyarbakırspor: 1-1

Turkcell Süper Lig'in 20. haftasında Şükrü Saraçoğlunda Diyarbakırsporla karşılaşan Fenerbahçe maçtan 1-1'lik beraberlikle ayrıldı. Maçın 1/3'lük kısmında dengeli oynayan 2 takımın mücadelesinde kalan 60 dakika boyunca maçı domine eden takım beklendiği üzere Fenerbahçe oldu. Ziraat Türkiye Kupası Grup maçında oynanan Antalyaspor maçıyla birlikte form grafiğini yükselten sarı-lacivertli ekip bu maçta da skor olarak üretken olamasa da form yükselişinin sinyallerini verdi. Nasıl mı? Şöyle ki; bundan önceki haftalarda oynanan baskın futbol bu hafta da boy gösterdi. Bunda Antalyaspor dışında kalan diğer 3 takımın zayıf takımlar olması etken değil mi? Tabi ki etken, fakat son 3 maça bakalım. TSL'in 18. haftasında oynanan Denizlispor maçından Sarı Kanaryalar 3-1'lik ayrılsa da goller dışında en az 3-4 net pozisyona girmişti. Daha sonra Sivasspor maçında yine baskın oynayan Fenerbahçe girdiği gol pozisyonlarını iyi değerlendirip 5-1'lik deplasman galibiyetiyle Sivas'tan ayrıldı. ZTK çeyrek final ilk maçında ise sarı-lacivertliler ilk yarıdaki güzel futbolunu 3 golle süsleyip yarı final kapılarını aralamıştı. Bugün ise son 3 hatta 4 maça nazaran daha farklı bir Fenerbahçe vardı. Oyunun her iki yönünü de hızlı oynayan ve rakibini ön alanda ezen. Ne mi kazandırdı bu Fenerbahçe'ye? Belki 3 puan değil, belki bol gol pozisyonu değil, ama eminim ki oyuncuların kendilerine daha çok güvenmesini sağladı. İnsanın böyle bir maçtan beraberlikle ayrılsa bile hiçbir şey diyesi gelmiyor, çünkü oynanan futbol taraftarı, en azından beni gayet memnun etmiş durumda. Bu takım böyle oynamaya devam ederse (ayrıca Galatasaray'daki sorunlar devam ederse) şampiyonluğun en büyük 2 adayından biridir Beşiktaş ile birlikte.Gelelim Diyarbakırspor'a. Bu yazıyı yazmadan önce en azından 1-2 saat beklemek istedim sinirim yatışsın diye. Şu an gerçekten çubuklunun oynadığı oyunun verdiği keyifle yazıyorum yazımı. Bırakın bu işleri Diyarbakırspor, Xspor, Ygücü... Bugün Fenerbahçe'den gol yememek için herşeyi yapabilecek bir takım vardı Fener karşısında. Nitekim de hakemin çanak tutmasıyla beraber kırmızı-yeşilli ekip 1 puan çıkarmasını bildi Şükrü Saraçoğlu'ndan. Anlıyorum ligden düşmemek için herşeyi yapmak şu durumda en doğrusudur belki de ama bu mantaliteyle ne Türkiye'ye futbolcu gelir, ne de milli başarılar elde edebiliriz.
Hakeme de değinmeden edemeyeceğim. Bugüne kadar burada hakemlere hiç bir şekilde değinmedik ya da onlar hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yapmadık, ancak bugün şunu gördüm. Fenerbahçe futbolcusu itiş kakışa girerse "it, çakal" oluyor, ancak bazı takımların oyuncuları aynı tavırları takındığında "cesur yürek" oluyor. Yazıktır...

06 Şubat 2010 Cumartesi

Geçmiş Olsun Denizli

Uzun süre sonra 2 maç üst üste aynı onbirle sahaya çıktı sanırım Beşiktaş. Takıntılı olduğumu çok belli ediyorum ama Tello'nun bu takıma katkısı olmuyor zorlamaya gerekte yok bence. En etkili olduğu alan olan duran topları bile dün gördük ki Tabata daha etkili kullandı. Tabata demişken sanki geçen sene devre arası yapılmış Yusuf transferi gibiydi. Eğer bu sistemle oynayacaksa Beşiktaş her hücumda Tabata'nın ayağına 1 kere gelmeli top. Özellikle ceza sahasına yakın yerlerde aldığı zaman serbest vuruş kazandırabilir, kart gösterterek adam eksiltebilir.

Neredeyse her golün hazırlanışı ve son vuruşları çok şıktı. Altını çizmek gerekirse Sivok'un Gençlerbirliği atağını keserek 70 metrelik koşu yapıp tekniği yüksek bir oyuncu gibi köşeye topu sakin sakin yollaması maçın hareketiydi. Nihat ve Bobo'nun katkısınıda unutmamalı. Zaten istekli, arzulu Bobo'yu izlemesi taraf olanlar için büyük keyif. Bu duruma Yusuf'ta katılıca birden fark oldu maçta. Fenerbahçe galibiyeti ile bu Beşiktaşın bu sezon ki 2. maçıydı 3 veya daha fazla gol attığı. Haftada 1 maç yapacağını düşünürsek son olmayacak gibi duruyor.

** Ne bir heves, ne bir tutku.. Anlatılmaz bir sevgi bu.. **

04 Şubat 2010 Perşembe

Uğur Boral Sezonu Kapattı


Tam tekrardan sahneye çıkmışken, yerine transfer yapılmamışken gelen bu haber gerçekten çok üzücü. Belki bu yarıdaki formuyla değişilmez olacaktı sol kanatta, belki istikrarı yakalayacaktı ama olmadı. Geçmiş olsun kendisine, umarım en kısa zamanda Sivasspor maçındaki gibi geri döner.

1970 Model TRT

Saat oldu 19:40, 1970'ten kalma maçtan soğutan bir intro grafiği ve müziğiyle TRT yayına girdi. Her ne kadar sevmesem de Lig TV bu işi iyi yapıyor. TRTde devam etsin 1970'ın nostaljı yayınlarını günümüze uyarlamaya...
Bu arada saat 19:43 ve maç başlıyor programı ben postu bitirmeden bitti!!! Bravo TRT, zaten 2 gıdım kalan Turkiye Kupası'nın marka değerinin de içine tamamen ettiniz. Bu derece fanatik olmasam hayatta izlemezdim.

Ekol = Partizan!


Bir kelime ile bir takım heralde bu kadar özdeşleşebilir. Her sene Avrupa'nın büyük takımlarına en az iki oyuncu sat, her sene bir veya iki yabancı oyuncu ile mücadele et ve bunlara karşın her sene EL'de en az TOP 16 yap. İnanılmaz bir takım, inanılmaz bir koç ve inanılmaz bir organizasyon. Altyapıya inanılmaz deyipte haksızlık etmek istemedim açıkcası az gelir diye. Ekolün ne demek olduğunu, ne kadar önemli olduğunu her sene -özellikle bizim gibi ekol ile alakası olmayan, günü kurtarmaya bakan takımlara- ders niteliğinde gösteriyorlar. TOP16 ya geçen hafta deplasman şampiyonluğun en önemli üç adayından Pana'yı deplasmanda yenerek başladılar, ancak herkesin hem fikir olduğu konu, maçı kazanmalarına rağmen bu sezonki en büyük yıldızları Maric'i kaybetmelerinin onlara EL'den elenmeye malolacağıydı. Bu gece Maric olmadan çıktıkları ilk EL maçında kendi sahalarında bir başka şampiyonluk adayı Barcelona'yı - bu geceye kadar EL de nağmalup olan Barcelonayı- yendiler uzatmada. Sözün bittiği yer olabilir. Kağıt üstünde birçok takımdan güçsüz olan Partizan'ın yıllardır yaptıkları umarım birilerine ders olur. Alt yapı-ekol-taraftar-koç dörtlüsünün bu kadar tıkır tıkır işlediği bir spor takımı veya organizasyonu yoktur dünyada. Sonuna kadar helal olsun, umarım TOP 8 e kalırlar ve F4 oynarlar bu sene. Basketbolu sevipte gönlü bu takımla olmayan kimse yoktur sanırım.

01 Şubat 2010 Pazartesi

3. Dönem

Bariz bir üstünlükle kazandığı kongrenin ardından Demirören 3. kez başkanlığa seçildi ve 2013 yılına kadar bu makamda oturacak. Geçmiş dönemdeki yönetici arkadaşlarına nisbeten daha sıkı bir liste oluşturduğunu söyleyebiliriz. Kongre öncesi açıklamalarında bu dönem farklı bir sistem uygulanacağını iddia eden Demirören'e sorulan, taraftar olarak Kartal Yuvasından hangi futbolcunun formasını alırsınız sorusuna düşünmeden "Delgado" diye cevap verdi. Dün gece amiyane tabirle dakika bir gol bir, ilk icraat askıda olan Delgado'nun sözleşmesinin bu şekilde kalmasına karar verilmesi oldu. Bu kararda bugün anjiyo olan Mustafa Denizli'nin etkisinin ne ölçüde olduğunu bilemiyorum. Kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yeni yönetime başarılar diliyorum ve geçtiğimiz iki dönemde olduğu gibi taraftara görev sürelerinin bitmesi için gün saydırmamalarını temenni ediyorum.

** Ne bir heves, ne bir tutku.. Anlatılmaz bir sevgi bu.. **

Sivasspor 1 Fenerbahçe 5

Uzun aradan sonra bu kadar rahat bır galibiyet aldı Fenerbahçe, Sivasspor deplasmanında. İlk 11den 5 oyuncu eksik olmasına rağmen, yedekler uzun zamandır beklenilen bir performans koydular ortaya ve farklı galibiyetten daha sevindirici olan bu performans oldu belki de. Kalede Volkan'a her zaman güven duyulması gerektiğini düşünüyorum. Defansa bakarsak, Gökhan Gönül formsuzluğu üstünden atıyor yavaş yavaş. Deniz kapasitesi yettiğince elinden geleni yapıyor her zamanki gibi ama ben hala Fenerbahçe yedek klübesinde bile olmaması gerektiğini düşünüyorum Selçuk ile birlikte. Bilica hep aynı Bilica, fazla söze gerek yok. Solda ise Wederson uzun aradan sonra bu kadar etkili oynadı. Orta dörtlüde aslında Uğur Boral dışında göze batan kimse olmadı ancak buna rağmen oyunu ileri taşımada, ileri oynamada ve alan daraltmada çok iyi iş çıkardı bu dörtlü. Özellikle Özer ve Topuz'un ileri oynama mantelitesi ikinci yarida tempoyu daha kolay arttırmasını sağladı Fenerbahçe'nin. İleride ise Semih bildiğimiz Semih. Görevini yine yaptı. Alex ise her ince işin içinde vardı oyuna çokta ağırlığını koymasa da.
Son olarak Uğur Boral'a ayrı paragraf açmak lazım. Elime sopa verip birini seç deseler düşüneceğim insanlardan biri Uğur Boral olur heralde. Bunları yapabileceğini hepimiz biliyoruz, kendi de biliyor ancak malesef her sezon iki yada üç kere görebiliyoruz bu performansı. Uğur istikrarlı olsa bugün konuşulan konu transfer olmayacaktı Fenerbahçe'de. Umarım bu sefer bu başlangıç sürekli bir forma dönüşür Uğur için.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Kim Gidecek?

Kadrolar açıklandığında benim için Nihat(Holosko) dışında süpriz yoktu. O süprizide gözümden kaçan yabancı sınırlamasını farkedince anladım. Denizli'nin kupa maçındaki 11'inden sadece Fink ve Nihat sahadaydı.



İşin ilginç yanı Delgado'nun durumu netleşmeden önceki son maçta gönderilme olasılığı olan bütün yabancı oyuncuların sahada olmasıydı. Benim aklımdaki isim Tello istatistiklere bakılınca teknik kadronun vazgeçilmezi, Fink bir diğer isim ve bu olasılığın olması bile beni şaşırtıyor, son aday 8 milyonluk Tabata. Siyah-beyazın bu 8 rakamına alerjisi olduğu kesin. Ancak Tabata'nın Antalya performansı sanki şans verilse artacak gibi duruyor. Bu düşüncemde bu ismi pozitif bir ruh halinde izlememin etkiside olabilir.



Denizli'nin son açıklamasından sonra oyun şablonunda köklü değişiklik bekliyordum fakat değişen tek şeyin oyuncuların istekleri olduğunu Bobo'nun bir savunma oyuncusu gibi kendi sahasında baskı yaparak top kazanması, Toraman'ın 3'e 3 atakta topu rakip kaleye taşıyan isim olması gibi sayısını arttırabileceğim örneklerle açıklayabilirim. Antalyaspor'un oyun disiplinini kaybedene kadar Beşiktaş'ın üretken olmaması düşündürücü malesef. Yine olumlu bakış açımla kongre baskısının atlatılması ve oyuncuların gelecek kaygılarının ( Delgado'nun tekrar kadroya dönmesi ve bir yabancı oyuncunun ayrılması ) giderilmesiyle Beşiktaş'ın en azından adının önündeki şampiyon sıfatına yakışır bi oyun segileyeceğini düşünüyorum.

Sanırım kongrenin sonucuda bugün belli oldu. Her ne kadar onursal başkan Süleyman Seba tarafsızlığını açıklasa da adaylardan Murat Aksu'nun listesine Faruk Pala aracılığıyla destek vermesi bu açıklamanın politik olduğunu gösteriyor. Faruk Pala ile Murat Aksu arasında mevcut yönetimin ibra edilmesi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Faruk Pala'nın yönetim kurulu üye adaylığından çekilmesi kongrenin sonucunun bugünden belli olduğu hissini yarattı bende. Yine de bekleyip göreceğiz.

** Ne bir heves, ne bir tutku.. Anlatılmaz bir sevgi bu.. **

26 Ocak 2010 Salı

Demirören'in Kupa Beyi

Maça golle başlayıp ilk 1/3'lük kısımda 3 gol bulunca Beşiktaş acaba başka maçımı izliyorum dedim. Çok geçmeden takım onayladı doğru maçı izlediğimi. Savunma oynayan oyunculardan en tecrübelisi İsmail Köybaşı galiba bu tecrübenin kendisine verdiği özgüvenden ötürü çok disiplinsizdi. Necip bilindik yerinin gerisinde başladı kaptan Toraman girene kadar, fena da değildi. Kendi kalesine attığı golü maçın sonundaki 40 metrelik gol pasıyla unutturdu. Lafı uzatmamak gerekirse mali açıdan pek parlak günler yaşamayan ve geçtiğimiz yılın başarılarının getirdiği kaynağı verimli kullanamayan Beşiktaş bu yetenekli gençlerin maç tecrübesi kazanmasıyla oyuncu maliyetlerini düşürebilir. Cumali Bişi dahil olmak üzere bu 5 isim önümüzdeki yıllarda kadroda şans bulabiliceklerdir ya da Necip'in kendi kalesine attığı golden sonra bile tribünlerin sevgi gösterisinde bulunması taraftarın bu şansın onlara verilmesini istediğini gösteriyor demek daha doğru olur.


Küçük bir detay ama bu ligin üstünde bir futbolcu olduğunu herkes kabul ederken Nihat hala kendini ikna edememiş. Boş kaleye yuvarladığı golden sonraki gösterisi bence biraz yersizdi. Reytingi olmayan bir maçta üstüne üstük manasız bilet fiyatlar sayesinde boş olan tribünlere bu şovu yapmaktansa Holosko'yla golü kutlamasını beklerdim çünkü Holosko nerdeyse gol atmışken ona ikram etti.


Son bir not, Ernst maç kadrosunda değildi. Umarım dinlenmiştir.


** Ne bir heves, nebir tutku.. Anlatılmaz bir sevgi bu.. **